Adilcevaz

ADİLCEVAZ, Bitlis İli’ne bağlı ilçe ve merkezi. Nüfusu 44.623, ilçe mer­kezi 26.089 (1997). 1 bucağı (Güldü- zü) ve 26 köyü vardır. İlin kuzeyinde; doğu-güneydoğudan Van Gölü, batı­dan Ahlat, kuzeyden Ağrı’nın Patnos ilçeleriyle çevrilidir.

İlçe toprakları, dağlık ve engebeli ya­pıdadır. Kuzeyde, Türkiye’nin üçüncü yüksek noktası Süphan Dağı (4 058 m) yer alır. İklim karasal olmakla birlikte Van Gölü’ne yakın oluşundan dola­yı,öteki ilçelere oranla ısı, bir kaç dere­ce farklıdır. Yıllık ortalama ısı 10°C, yağış tutarı 990 mm’dir. Bitki örtüsü zayıftır. Yüksek kesimlerde, yer yer meşe ormanları kalıntılarına rastlanır. Ekilebilir alanlar sınırlı olmakla birlik­te, ekonomi, tarım (buğday, çavdar, pa­tates, ceviz), meyvecilik (armut,elma) ve hayvancılığa (kılkeçi, koyun, sığır) dayanır. Süphan Dağı eteklerinde, Van Gölü’nün kuzey kıyısını izleyen Tat- van-Erciş Karayolu üzerinde, deniz düzeyinden 1 755 m yükseltide kurulu ilçe merkezi, il merkezine 90 km uzak­lıktadır.

Tarih. Adilcevaz, Bitlis İli’nde tarihi en eski çağlara uzanan yerleşim biri­midir. 1964’te Kef Kalesi’nde yapılan kazılarda İÖ 9. yüzyıla ait Urartu yapı­ları açığa çıkarıldı. Urartu Devieti’nin Asurlularca ortadan kaldırılmasıyla, yöredeki egemenlik Asurlulara geçti. İlçe, sırasıyla Pers, Hellenistik, Part, Roma ve Bizans dönemlerini yaşadı. Arap saldırıları sırasında, Bizanslılar ile Araplar arasında el değiştirdi. 1071 Malazgirt Savaşı’ndan sonra, 1220’ye kadar Selçukluların egemenliğine gir­di. Kısa süre Moğol egemenliğinde kaldı. Daha sonra Karakoyunlularca ele geçirildi. Yavuz Sultan Selim’in

 

Çaldıran Savaşı (1514) ile birlikte Safevilerden Osmanlıların eline geçti. 1936’da Bitlis îli’ne bağlı bir ilçe oldu. Tarihsel Eserler. Adilcevaz, Türkler- den önceki dönemde yalnız Urartulara ilişkin eserler bulundurması bakımın­dan önemli bir yerleşme merkezidir. İlçenin 6 km kuzeyinde yer alan Kef Kalesi yalnız Urartular döneminde kullanılmıştır. Buradaki saray kalıntı­sında 30’dan fazla oda ortaya çıkartıl­mıştır. Bu odalarda erzak küpü olarak kullanılmış büyük ölçülerde küpler (pithos) ele geçmiştir. Sarayı kuşatan taş blokların üzerinde çeşitli hayvan fi­gürleriyle hayat ağacı ve Urartu Tanrı­sı Haldi’yi boğa üzerine betimleyen kabartmalar bulunmuştur. Kabartmalı bu eserler Van Müzesinde sergilen­mektedir. 197l’de Durakbur Mahallesi’ nde yapılan kazılarda bir Urartu Me­zarlığı açığa çıkarıldı. Kayalara oyul­muş olan bu mezarlık, Urartularda ölü gömme geleneğinin hem yakarak hem de gömerek sürdürüldüğünü göster­mektedir. Urartulardan Türklerin Ana­dolu’ya gelişlerine kadar süren döneme ilişkin başka bir esere günümüzde he­nüz rastlanmamıştır.

İlçenin ortasında yer alan ve büyük öl­çüde harap haldeki Adilcevaz Kalesi’ ııin Selçuklular döneminde onarıldığı,

Adilcevaz’daki Türk dönemi yapıları­nın başında, göl kıyısında ve Adilce­vaz-Ahlat yolu üzerinde bulunan Paşa Camisi gelir. Üzerinde yazıt bulunma­yan, ancak büyük olasılıkla 16. yüzyıl­da Zal Paşa’nın yaptırdığı sanılan bu cami, ortada dört sütun, yanlarda da­varlara oturan 9 kubbeyle örtülmüş ve önüne bir son cemaat yeriyle minare eklenmiş, tipik çok kubbeli cami örne­ğidir. Yapı yıkıntı durumdayken son yıllarda kapsamlı bir restorasyon geçi­rerek. yeniden kullanılabilir duruma getirildi. Başa Camisi’nin yakınında ve eski kale yıkıntıları arasında oldukça yıkık bir yapı daha vardır; Eski Cami ya da Ulu Cami olarak tanınan bu ya­pıda da herhangi bir yazıta rastlanama-mıştır. Ancak 14.-16. yüzyıllar arasın­da yapıldığı sanılır. Değişik zamanlar­da eklenmiş üç bölümden oluşan dik­dörtgen planlı cami, kesme taşla yapıl­mış ve üstü düz damla örtülmüştür. Giriş kapısında bazı bezeme izlerine rastlanmaktadır.

Leave a Reply