Adıyaman

ADIYAMAN

Yüzölçümü: 7.164 km2 Toplam nüfusu: 690.386 (1997 ).

Kent nüfusu: 213.596 Nüfus yoğunluğu: 96.3 kişi/km2. İlçeleri: Merkez, Besni, Çelikhan, Gerger, Gölbaşı, Kâhta, Samsat, Sincik, Tut.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde il ve aynı ilin merkezi kent. Orta Fırat Bö­lümü ile Güneydoğu Anadolu’nun Yu­karı Fırat Bölümü üzerinde yer alan ve batıda “Yukarı Aksu” ile doğuda “Fırat Vadisi” arasında uzanan il, kuzeyden Malatya, batıdan Kahramanmaraş, do­ğudan Diyarbakır, güneyden Şanlıurfa ve Gaziantep illeriyle çevrilidir. YÜZEY ŞEKİLLERİ. Kuzey kesimi dağlık olan il, Orta Toroslar ile Güney­doğu Toroslar’ın birbirlerinden ayrıl­dıkları alanda yer alır. Güney kesimi, Fırat Irmağı’nın aktığı genişçe bir ova­dan oluşur. Oldukça düz ve geniş olan bu ovanın toprak yapısı alüvyonludur. Toroslar’m uzandığı kuzey kesiminde, Akdağ (2 567 m), Ulubaba Dağı (2 567 m), Recep Dağı (2 300 m) ve Nemrut Dağı (2 200 m) gibi doruklar yükselir. İl merkezinin yer aldığı ala­nın ortalama yükseltisi 725 m’dir. Bu yükselti, daha güneydeki ovalık alana doğru giderek alçalır, ova tabanında 600 m’ye iner. İl sınırları içindeki ır­makların tümü kuzeydeki dağlık ke­simden (Güneydoğu Toroslar) doğar. Aştıkları dar boğazlar içinde güneye doğru birbirlerine kabaca koşut olarak uzanan ırmaklar, Fırat’a katılırlar. Fı­rat, ilin güney ve doğu sınırlarını oluş­turur. Kolları arasında Kâhta Çayı, Göksu Çayı, Çakal Çayı, Kalburcu Su­yu, Taraksu ve Karuç Çayı en önemli­leridir. Irmakların rejimi genellikle düzensizdir. Bunda, yaz kuraklığının rolü büyüktür. Akımlarının en yüksek olduğu dönem ilkbahar (özellikle Ni­san), en düşük olduğu dönem de yaz sonudur. İl sınırları içindeki en bü­yük göl, Gölbaşı İlçesi’nin kuzeybatı­sındaki aynı adla anılan göldür. Çe­likhan İlçesi’nin kuzeyindeki Abdul- harap Gölü ile Gölbaşı İlçesi’nin batı­sındaki Azaplı Gölü öteki önemli göl­lerdir.

İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ. İlde yü­zey şekillerindeki farklılık, iklime de yansır. Kuzeyde şiddetli bir kara ikli­mi, daha alçak olan güneydeyse daha ılıman bir iklim egemendir. Ancak ilde kışlar bütünüyle sert geçer. En soğuk ay, 4.3°C ortalamayla ocaktır. Kıştan yaza geçiş, bü­tün kara iklimlerinde görüldüğü gibi birden olur, kar hızla erir, ot örtüsü hızla gelişir. En sıcak ay 30.6°C orta­lamayla temmuzdur. Yıllık ortalama sıcaklığı 16°C olan ilde günümüze ka­dar ölçülmüş en düşük sıcaklık -9.4°C (ölçüldüğü tarih 18 Ocak 1964) en yüksek sıcakLık da 42.6°C (ölçüldüğü tarih 19 Temmuz İ965)’dir. Dağlık ke­simlerle ovalık kesimler arasında yer yer farklılık görülmekle birlikte, ilde ortalama yıllık yağış 835.4 mm’dir. Doğal bitki örtüsü iklime ve yüzey şe­killerine bağlı olarak değişiklik göste­rir. Güneydoğu Anadolu Bölgesinde en fazla orman alanını içine alan il topraklarının % 18’i ormanlarla kaplı­dır. İlin kuzeyinde geniş yer tutan or­manlarda meşe türü ağaçlar egemen­dir. Bu ormanlar içinde, ayrıca dağınık olarak öteki yayvan yapraklı türler de görülür. Süregelen kesim ve yangınlar sonucu, meşeler çoğu yerde bodurlaş­mış olmakla birlikte, gerçek orman özelliğinde meşe toplulukları da yay­gındır. Güneye doğru gidildikçe kuru ve sıcak bir iklime koşut olarak bitki örtüsü daha cılızlaşırsa da Fırat boyla­rında geniş çayırlıklar alanlar yer alır. Bunlar, aşırı yaz sıcaklıklarının etki­siyle yaz başlarında kurur. Toroslar’ın güneyinde ot toplulukları ve bodur ça­lılıklardan oluşan bozkır görünümün­deki yerler, yok edilen meşe ormanlarının yerinde kalan kıraç alanlardır.

TOPLUMSAL YAPI VE EKONOMİ. İldeki nüfus ve yerleşimin gelişmesiy­le ilgili bilgiler sınırlıdır. 1895’te ya­yımlanan Elazığ Salnamesinde, Adı­yaman’da 2.000 evle 8.000’e yakın nü­fus olduğu belirtilmektedir. Toplam nüfusun % 35’i kentlerde, % 65’i kırsal kesimde yaşar. İlçe merkezleri içinde en çok gelişme gösterenler; Kâhta, Besni ve Gölbaşı’dır.

 

İlin ekonomisi temelde tarım ve hay­vancılığa dayanır. Ekili dikili alanlar il topraklarının yaklaşık % 29’unu kap­lar. Bu alanların büyük bir bölümü ta­hıl ekimine, özellikle buğday ve arpa­ya ayrılmıştır. Baklagiller ve endüstri bitkilerinin (tütün, pamuk, şekerpanca­rı) yanı sıra, yağlı tohumlar, yumru bitkiler de yetiştirilir. Ayrıca, meyve (başta, sert kabuklu meyvelerden an­tepfıstığı ve üzüm olmak üzere) ve sebze (kavun, karpuz, domates) üreti­mi de yapılır. İl, Türkiye antepfıstığı üretiminin 1/5’ini karşılar. Hayvancılık da önemli bir geçim kaynağıdır. Kurak ve sıcak yazlar, hayvancılıkla uğraşan­ları göçebeliğe zorlar. İlkbaharda alçak ovalarda yeterli derecede ot bulabilen sürüler yazın yükseklere çıkmak zo­runda kalır. Canlı hayvan varlığı (ko­yun, kılkeçisi, inek, manda, boğa) için­de en büyük pay küçükbaş hayvanla­rındır. Kümes hayvancılığı (tavuk-ho- roz, hindi), arıcılık son yıllarda hızlı bir gelişme içindedir. İl yeraltı kay­nakları bakımından zengin sayılır. Ba­kır ve kromun yanı sıra, Kâhta-Boz- muş Bölgesi’nden elde edilen az mik­tardaki petrol il ve çevre illerin, çimento ve şeker fabrikalarının gereksi­nimini karşılar. İlde endüstri pek geliş­memiştir. En önemli endüstri kurulu­şu, 1983’te hizmete giren ÇİTOSAN’a bağlı Adıyaman Çimento Sanayii’dir. Pamuğu çekirdeğinden ayıran birkaç atölyeyle yağ, un, çeltik fabrikaları ve bir dokuma fabrikası öteki başlıca en­düstri kuruluşlarıdır. Ayrıca, Güney­doğu Anadolu Projesi’nin (GAP) ta­mamlanmasından sonra, il halkına bü­yük iş olanakları doğacaktır. El sanat­larından bakırcılık, halıcılık, kuyum­culuk son dönemlerde büyük gelişme göstermiştir. Antepfıstığı üretimiyle keçi kılından dokunan kilimler önemli bir gelir kaynağıdır. Nüfusun % 80’i tarımla, % 20’si çeşitli işlerle uğraşır. İlde sağlık ve eğitim hizmetleri Türki­ye ortalamasının altındadır. Adıyaman’ın en önemli ulaşım yolu, batı sınırı içinden geçen Fevzipaşa- Malatya Demiryolu’dur. Gölbaşı İstasyonu’ndan ayrılan karayolu Besni’ye

3km, Adıyaman’a 66 km, Kâhta’ya 106 km uzaklıktadır. Adıyaman, Göl­başı İlçesi’nden 108 km’lik bir yolla kuzeyde Malatya’ya bağlanır. İlin gü­ney sınırını oluşturan Fırat Irmağında ulaşım ancak belirli geçitlerde sallarla sağlanır.

TARİH. Adıyaman ve çevresinin tarihi çok eski dönemlere iner. Adıyaman’ın 5 km kuzeyinde yer alan Örenli Kö- yü’ndeki Perre ve Pal anlı mağaraların­da Paleolitik Çağ’a ait resimler bulun­muştur. Samsat’ta bulunan bir yazıt, buranın İÖ 1. bin yıllarından bu yana bir yerleşim merkezi olduğunu ortaya koymaktadır. Hitit ve Geç Hitit kral­lıklarının egemenliğinden sonra Urar- tular ve Babilliler bölgeyi ele geçirdi. Asur Kralı II. Sargon İÖ 708’de Sam­sat ve çevresini Urartularla yaptığı sa­vaşlar sonunda ülkesine kattı. Asur Krallığı’nın yıkılışından sonra bölge Med, daha sonra Pers egemenliğine girdi. Pers egemenliği, İskender’in İÖ 333’te hemen hemen tüm Anadolu’yu ele geçirmesine kadar sürdü. İskender’ in ölümünden sonra Seleukosların yö­netimine giren bölgede, İÖ 69’da baş­kenti Samsat olan Kommagene  Krallı­ğı kuruldu. Bu krallığın kurucusu I. Antiokhos, anısını sonsuzlaştırmak için, Adıyaman İli’nin sınırları içinde­ki Nemrut Dağının tepesine bir mezar anıtıyla bir açıkhava tapmağı yaptırdı.

 

Samsat iki kez Romalılarca kuşatıldıysa da alınamadı. İS 72’de Roma İmpa­ratoru Vespasianus, Kommagene Kral- lığı’na son vererek bölgeyi ele geçirdi. Roma-Part ve Bizans-Sasani çekişme­lerinde bölge zaman zaman el değiştir­di. Samsat, Halife Ömer zamanında başlayan İslâm akınları sırasında, 639′ da Müslümanların eline geçti. Müslü­manlarla Bizans arasında süren savaş­larda Samsat ve Hısn-ı Mansur (Adı­yaman) önemli sınır kaleleri arasında yer alıyordu. 8. yüzyıldan 9. yüzyılın ortalarına kadar Müslümanlarla Bi­zanslIlar arasında birçok kez el değişti­ren, ancak genellikle Müslümanların egemenliğinde kalan bölge, 958’de İm­parator İoannes Tsimiskes döneminde Bizans İmparatorluğuna bağlandı. Ma­lazgirt zaferinden sonra Türk akınları- na uğrayan Samsat ve çevresini 1085′ te Müslim bin Kureyş el Ukayli ele ge­çirdi. Daha sonra, Suriye Selçukluları­na bağlanan bölgeye, 1096’dan sonra Balduk adında bir Türkmen emiri ege­men oldu. Birinci Haçlı Seferi sonun­da Urfa’da kurulan Haçlı Kontluğu’na bağlanan bölge, 115l’e kadar Haçlı, 1151-1188 arasında Selçuklu egemen­liği altında kaldı. 1188’de Eyyubilerin yönetimine geçen bölge, Moğol istilası sırasında yakılıp yıkıldı. 13. yüzyılın sonlarındaysa Mısır Memlûkları top­raklarına katıldı. Memlûklar dönemin­de bölgeye çok sayıda Türkmen oy­makları yerleşti. Bunlardan Dulkadiroğulları Beyliği bağımsızlığını ilan etti. Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezit 1392’de Malatya ile birlikte Samsat’ı ülkesine kattı. Ancak, 1402’de Timur’ a yenilince, Dulkadiroğluları bölgeye yeniden egemen oldu. 1516’da Yavuz Sltaıı Selim, bölgeyi ikinci kez Osmanlı topraklarına kattı. Hısn-ı Man­sur (Adıyaman), Osmanlılar dönemin­de eski önemini yitirdi, kalesi kullanıl­maz duruma geldi. Adıyaman, Tanzi­mat’tan sonra bir ilçe olarak Malat­ya’ya bağlandı. Cumhuriyet ile birlikte kentin adı resmen Adıyaman olurken 1954’te de il merkezi oldu.

TARİHSEL ESERLER. Adıyaman İli güzel sanatlar alanında Kâhta İlçesi’nde bulunan Nemrut Dağı’ndaki dünya­ca ünlü açıkhava tapınağıyla tanınır. Kent merkezinde Türklerden önceki döneme ait eserler yok denecek kadar azdır. Kent merkezinin 5 km kuzeyin­   deki Pirin (Perre) Mağaraları (burada 200 dolayında mağara vardır), Yontma Taş Çağ-ı’na ait eserler vermesi bakı­mından önemlidir.Mağara duvarların­da bu çağa ilişkin resimler vardır. Gü­nümüze yıkıntı halinde ulaşmasına karşın en önemli yapı Adıyaman Kale­sidir. Kaleyi Anadolu’ya akınlar ger­çekleştiren Emevi Komutanı Mansur bin Cavana, Bizans saldırılarına karşı koymak için 7. yüzyılda yaptırdı. Daha sonraları, Abbasi Halifesi Harun ür- Reşit aynı amaca hizmet etmesi için onarttı, Osmanlı döneminde önemini yitirdi.

Kent merkezinde bulunan tarihsel anıt­ların büyük çoğunluğu zaman içinde onarım gördü, yenilendi ve önemli öl­çüde ilk yapıldıkları döneme özgü ni­teliklerini yitirdiler. Bu tür eserlerin başında Kap Camisi gelir. İlk biçimini 1768’de kazanan bu yapı 1923’te tü­müyle yenilendi. Büyükçe bir kubbey­le örtülü asıl ibadet mekânının önünde iki sütunla ayrılmış bir ön mekân, onun da önünde son cemaat yeri var­dır. Kentin en büyük dinsel yapısı olan Ulu Caminin ilk yapılışı Dulkadiroğulları dönemidir. Ancak bu yapı da 1863’te tümüyle yıkılarak yenilendi, yerine yapılan ikinci yapı da 1903’te onarılarak günümüze gelebildi. Asıl ibadet mekânı kare planlı olup örtü sis­temi, ortada dört payeye oturan büyük­çe bir kubbe ve köşelerde dört küçük kubbeden oluşur. Ortadaki büyük kub­benin dört yanındaki mekânların örtü sistemiyse beşit tonozdur. Ayrıca yapı­nın giriş bölümünde çapraz tonozla ör­tülmüş yedi bölümlü bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Kentin öteki tahirsel yapıları arasında Hacı Abdülgani Camisi olarak da anılan 1557’da yepılmış ve 1640’tan başlayarak türlü deği­şikliklere uğramış Çarşı Camisi ile yi­ne özgün durumunu koruyamayan 1638’de İbrahim Bey’in yaptırdığı Es- kisaray Camisi, 1720 tarihli Hacı Sü­leyman Mescidi ve kesin yapım tari­hiyle özgün durumu saptanamayan Si- ratut Camisi dikkati çeken dinsel yapı­lardır.

Leave a Reply